MİLLİYETÇİLİĞİN AYNASINDAKİ ÇATLAK

TAKİP ET

Halk şairi Dursun Yelken'den "Milliyetçiliğin aynasındaki çatlak" başlıklı sosyal medyayı salladı. Hem de fena salladı!

MİLLİYETÇİLİĞİN AYNASINDAKİ ÇATLAK

KENDİNİ ÜLKÜ DEVİ SANANLARI, RAHATSIZ EDEN YAZI...

Halk şairi Dursun Yelken, kendisine ait sosyal medya hesabından; "Milliyetçiliğin aynasındaki çatlak" başlıklı bir yazı paylaştı.

Halk şairi Dursun Yelken'in yaptığı paylaşım sonrası, sosyal medyada zelzele oldu. Zelzelenin merkez üssü; milliyetçi cephe oldu.

Halk şairi Dursun Yelken'in paylaşımı sonrası, benim de telefonum susmadı. Arayanların ortak sorusu; Dursun Yelken kim için bu yazıyı yazdı?

Arayanlar içinde, halk şairi Dursun Yelken'in yazısını, üzerine alınanlar var!

Telefonu açar açmaz, kendisini dev aynasında görüp, ne kadar büyük dava adamı olduğunu söyleyip, kendisinin ülkü devi olduğunu sananlar var!

Telefonla arayanlar içinde; Ülkücü hareket için her türlü fedakarlığı yaptığını, fakat belediye seçimlerinde listeye bile yazılmadıklarını söyleyen, makam ve mevki peşinde koşmadığını (!) söyleyenler var!!!

Kendini ülkü devi sananlar şunu unutmasın!

MHP içinde siyaset yapanlar, MHP'ye güç vermez, aksine MHP'den güç alırlar!

Kişilerin isimlerinin önüne koyulan; Ülkücü ve MHP'li sıfatları onları toplum içinde güç sahibi yapar!!!

İsimlerin önüne koyulan; Ülkücü ve MHP'li sıfatları sayesinde, saygınlık kazanırlar!

Ülkücü harekete hizmet edip, her sıkıştıklarında yaptıkları hizmetleri öne sürenler, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in dava adamlığıyla ilgili sözünü hatırlasın. 

"Dava adamı olmanın birinci şartı, dava değil; adamlıktır. Dava öğretilir, adamlık öğretilmez." Alparslan Türkeş

HALK ŞAİRİ DURSUN YELKEN'İN YAZISI

MİLLİYETÇİLİĞİN AYNASINDAKİ ÇATLAK

Türk tarihi kadar eski olan Türk milliyetçiliğinin 1944'ten sonraki safhasına baktığınızda, karşınıza büyük bir davadan çok, o davanın imkânlarını hoyratça tüketen dar bir zümre çıkar. Hatır bilmez, vefa tanımaz, liyakatten ürker; tek gayesi kendi ikbalini sağlamlaştırmaktır. Bunun uğruna da yapmayacağı gösteri, oynamayacağı rol yoktur.

Asıl hazin olan ise, bu manzarayı değiştirecek iradeyi gösteremeyen kalabalıklardır. Seyretmeyi vazife, susmayı hikmet, teslimiyeti de sadakat sanan bir kitle...

Milliyetçi hareket içinde kurulan siyasi yapılar ise, millet iradesinin tecelli ettiği müesseseler olmaktan çıkmış; birkaç kişinin tasarrufunda dönen dar çevrelere dönüşmüştür. Yetişmiş kadrolar birer birer harcanmış, ehliyet ve liyakat kapı dışında bırakılmış, mesuliyet makamındakiler de olup biteni seyretmekle yetinmiştir.

Milliyetçilerin en büyük rakibi çoğu zaman karşı cephe değil, yine kendileri olmuştur. İkisi bir araya gelse üçüncüyü çekiştirir, üçü buluşsa dördüncüyü tasfiye etmenin hesabını yapar. Birlikten söz edilir; fakat ilk fırsatta ayrılık büyütülür. Dava dillerdedir, nefisler ise meydandadır.

Kaybedenler, mağlubiyetten ibret almak yerine her defasında yeniden sahneye çıkmayı marifet sayar. Yenilen pehlivanın kispetini çıkarmaya yanaşmaması gibi, makam ümidi tükenmedikçe meydanı terk etmezler. Hizmet değil koltuk, emanet değil saltanat peşindedirler.

Bugün öyle bir iklime sürüklendik ki, bir futbol takımının renkleri uğruna gösterilen heyecan, davanın mukaddesatı için gösterilen gayretten daha güçlüdür. Şahsiyetin yerini taraftarlık, fikrin yerini slogan, davanın yerini hizip almıştır.

Sonra da neden kaybediyoruz diye hayıflanıyoruz.

Bir dava, düşmanlarının kuvvetiyle değil; kendi içindeki ihtiras, hizipçilik, vefasızlık ve liyakatsizlikle çöker. Tarihin hükmü değişmez: Kendi evini ihmal edenler, başkasının kalesini fethedemez.

Doğruları söylemeyi ihanet sayan yukarıdaki ile haksızlık karşısında susan aşağıdaki arasında herhangi bir fark yoktur.

Tanrı Türk’ü Korusun.

türk tarihi türk milliyetçiliği dava sadakat liyakat mesuliyet teslimiyet